Ege’nin Özgür Ruhu: İzmir’in Kordon’undan Alaçatı’nın Rüzgarına Bir Yaşam Sanatı Egenin Özgür Ruhu İzmir: Türkiye...
Ankarayı Keşfetmek
Ankara’yı Keşfetmek: Cumhuriyetin Modern Yüzü ve Gizli Hazineler
Ankarayı Keşfetmek: Türkiye’ye gelen gezginlerin rotası genellikle İstanbul’un ışıltısı, Kapadokya’nın büyüsü veya Ege’nin mavisi arasında çizilir. Başkent Ankara ise, çoğu zaman sadece diplomatik bir durak veya aktarma noktası olarak görülüp “gri şehir” yaftasıyla pas geçilir. Oysa bu büyük bir yanılgıdır. Ankara, bir ülkenin küllerinden yeniden doğuşunun en somut kanıtı, planlı şehirciliğin laboratuvarı ve binlerce yıllık Anadolu tarihinin en iyi korunan hafızasıdır. İstanbul bir imparatorluk mirasıysa, Ankara modern Cumhuriyetin vizyonudur. Bozkırın ortasında yoktan var edilen bu şehir, bugün dünya standartlarındaki müzeleri, senfoni orkestraları, canlı sanat hayatı ve son yıllarda UNESCO listesine giren antik hazineleriyle “butik ve entelektüel” bir seyahat deneyimi vaat eder. Gelin, bu ciddi görünüşlü şehrin kravatını çözüp, altındaki renkli, sanatsal ve derin ruhu birlikte keşfedelim.
Ankarayı Keşfetmek: Anıtkabir: Bir Anıt Mezardan Çok Daha Fazlası
Ankara seyahati, tartışmasız tek bir noktadan başlar: Anıtkabir. Ancak burayı sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün kabri olarak tanımlamak yetersiz kalır. Anıtkabir, modern Türk mimarisinin en görkemli şaheseridir. Şehre hakim bir tepeye (Rasattepe) kurulan bu kompleks, antik Anadolu medeniyetlerinden (özellikle Hitit ve Frig) esintiler taşıyan ama tamamen kendine özgü, zamansız bir tasarıma sahiptir.
Aslanlı Yol’da yürümeye başladığınızda, şehrin gürültüsü bıçak gibi kesilir. 262 metre uzunluğundaki bu yolun taşları, ziyaretçileri başları öne eğik ve yavaş yürümeye mecbur bırakacak şekilde aralıklı döşenmiştir; bu, saygı duruşunun mimari dille ifadesidir. Mozoleye ulaşıp o devasa sütunların arasından geçtiğinizde hissettiğiniz duygu, sadece hayranlık değil, aynı zamanda büyük bir “minnet”tir. Anıtkabir bünyesindeki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi, panoramik savaş sahneleri ve ses efektleriyle ziyaretçiyi 1920’lerin atmosferine götürür. Özellikle gece ışıklandırmasında Anıtkabir, şehrin her yerinden görülen sarı bir elmas gibi parlar ve Ankara’nın kalbinin nerede attığını gösterir.

Ankarayı Keşfetmek: Anadolu Medeniyetleri Müzesi: Tarihin Tapınağı
Ankara, tarih meraklıları için dünyanın en önemli duraklarından birine ev sahipliği yapar: Anadolu Medeniyetleri Müzesi. Ankara Kalesi’nin eteklerinde, restore edilmiş iki Osmanlı binasında (Mahmut Paşa Bedesteni ve Kurşunlu Han) yer alan bu müze, 1997 yılında “Avrupa’da Yılın Müzesi” seçilerek kalitesini tescillemiştir.
Burada sergilenenler, klasik Roma veya Yunan heykellerinden çok daha eskiye, insanlığın şafağına uzanır. Çatalhöyük’ten getirilen ve dünyanın ilk şehir planı sayılan duvar resmi, Hititlerin o meşhur güneş kursları ve Frig Kralı Midas’ın ahşap masası gibi paha biçilemez eserler buradadır. Müze, Paleolitik çağdan başlayıp günümüze kadar Anadolu’nun kronolojisini o kadar akıcı bir dille anlatır ki, gezerken zaman kavramını yitirirsiniz. Müzeden çıktığınızda ise sizi Ankara Kalesi’nin otantik atmosferi karşılar.

Kaleiçi: Ankara’nın Eski ve Bohem Yüzü
Modern Ankara’nın cam binalarına inat, Ankara Kalesi (Kaleiçi) yüzyıllardır değişmeyen dokusuyla şehrin en samimi köşesidir. Kıvrımlı ve dar sokaklarda yürürken, restore edilmiş ahşap Ankara evlerinin cumbaları birbirine selam verir. Bu evlerin çoğu bugün sanat galerilerine, antika dükkanlarına ve butik kafelere dönüşmüştür.
Kalenin surlarına tırmandığınızda, tüm şehri ayaklarınızın altında bulursunuz. Bir yanda gecekondular, diğer yanda gökdelenler; Ankara’nın tüm tezatları bu manzarada gizlidir. Kale içindeki “Pirinç Han” veya “Çengelhan” gibi tarihi hanlarda, antika gramofon sesleri eşliğinde Türk kahvesi içmek, zamanı durdurmak gibidir. Burası, Ankara’nın kravatını tamamen çıkardığı, en bohem ve en “Anadolulu” halidir.

Sanatın Başkenti: Opera, Bale ve CSO Ada
İstanbul popüler kültürün ve konserlerin merkezi olabilir ama Ankara “yüksek sanat”ın başkentidir. Türkiye’nin ilk opera, bale ve tiyatro kurumları burada kurulmuştur ve bu gelenek hala çok güçlüdür. Ankara izleyicisi, sadık, bilinçli ve seçicidir. Devlet Opera ve Balesi’nin temsilleri aylar öncesinden kapalı gişe oynar.
Bu sanatsal kimliğin en yeni ve en görkemli simgesi ise “CSO Ada Ankara”dır. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın yeni evi olan bu fütüristik yapı, devasa bir yumurtayı andıran mimarisi ve mükemmel akustiği ile dünyanın sayılı konser salonları arasına girmiştir. Sadece klasik müzik değil, caz ve dünya müziği konserlerine de ev sahipliği yapan CSO Ada, şehrin modern yüzünün simgesidir. Ankara’da bir akşamı, tarihi opera binasında bir bale izleyerek veya CerModern’de çağdaş bir sergi gezerek geçirmek, şehrin entelektüel derinliğini anlamanızı sağlar.

Sosyal Yaşamın Kalbi: Tunalı, Bahçeli ve Parklar
Ankara’da deniz yoktur ama “deniz varmış gibi” yaşanan bir balkon ve park kültürü vardır. Şehrin sosyal hayatı, belirli caddeler ve parklar etrafında şekillenir. Bunların en meşhuru şüphesiz Tunalı Hilmi Caddesi’dir. Burası, Ankara’nın Şanzelize’sidir desek abartmış olmayız.
Tunalı’da yürümek bir ritüeldir. Kuğulu Park’ta mola verip kuğuları izlemek, hemen karşısındaki “Kıtır”da bir şeyler atıştırmak, nesillerdir süren bir Ankara geleneğidir. Caddenin ara sokakları (Bestekar, Tunus), barları, pubları ve üçüncü dalga kahvecileriyle doludur. Ankara’nın öğrenci şehri olması, bu mekanlara her daim genç ve dinamik bir enerji katar. Bir diğer merkez olan Bahçelievler 7. Cadde ise, mağazaları ve pastaneleriyle günün her saati cıvıl cıvıldır. Ankaralılar için sosyalleşmek, evde oturmak yerine “Dışarı çıkıp bir nefes almak” demektir ve bu nefes genellikle dostlarla uzun süren sohbetlere dönüşür.

Yeşil Ankara: Seğmenler ve Botanik Parkı
“Gri şehir” efsanesini yıkan en önemli unsur, Ankara’nın parklarıdır. Özellikle hafta sonları, Seğmenler Parkı devasa bir açık hava festivaline dönüşür. Çimlere yayılmış gençler, gitar çalanlar, köpeklerini gezdirenler ve piknik yapan aileler… Burada herkes eşittir ve herkes huzurludur. Şehrin ortasında, Atakule’nin gölgesinde yer alan Botanik Parkı ise sessizlik arayanların kaçış noktasıdır. Sonbaharda dökülen yapraklarla kızıla boyanan bu parklar, Ankara’nın en romantik halini sunar.

Gastronomi: Dönerden Aspava Kültürüne
Ankara mutfağı denince akla ilk gelen ve mutlaka tadılması gereken lezzet “Ankara Döneri”dir. Türkiye’nin diğer yerlerinden farklı olarak, Ankara dönerinde kıyma kullanılmaz; yaprak şeklinde kesilmiş et, özel bir terbiye ile marine edilir ve odun ateşinde pişirilir. İçine domates sosu veya ketçap konmaz; çünkü etin lezzeti o kadar iyidir ki, sosa ihtiyaç duyulmaz.
Ancak Ankara’ya özgü asıl fenomen “Aspava” kültürüdür. “Allah Sağlık Para Afiyet Versin Amin” kelimelerinin baş harflerinden oluşan bu isim, bir restoran zinciri değil, bir hizmet anlayışıdır. Bir Aspava restoranına gidip sadece bir dürüm sipariş ettiğinizde, masanız bir anda ikramlarla dolar: Salata, cacık, patates kızartması, çiğ köfte ve yemekten sonra dondurmalı irmik helvası ile çay… Ve bunların hepsi “ikram”dır. Bu bolluk kültürü, Ankara esnafının cömertliğinin ve gözü tokluğunun bir simgesidir. Ayrıca, şehrin diplomatik kimliği sayesinde, İtalyan’dan Çin’e, Rus mutfağından Meksika’ya kadar dünya mutfaklarının en iyi örneklerini sunan şık restoranlar da (özellikle Gaziosmanpaşa ve Çankaya bölgesinde) mevcuttur.
Şehrin Çevresindeki UNESCO Hazinesi: Gordion
Ankara gezinizi şehir merkeziyle sınırlamak, tarihe haksızlık olur. Şehre sadece bir saat uzaklıkta, Polatlı ilçesinde yer alan Gordion Antik Kenti, yakın zamanda UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girerek dünya çapında bir üne kavuştu.
Burası, efsanevi Kral Midas’ın başkenti ve o meşhur “Gordion Düğümü”nün Büyük İskender tarafından kesildiği yerdir. Bölgedeki yığma mezarlar (tümülüsler), piramitleri andıran görüntüleriyle bozkırın ortasında sürreal bir manzara oluşturur. Midas Tümülüsü’nün içine, yani mezar odasına girmek, 3.000 yıllık ahşap yapıların kokusunu duymak, tüyler ürpertici bir deneyimdir. Gordion, Ankara’nın sadece Cumhuriyet tarihiyle değil, antik dünyanın en gizemli krallıklarıyla da ne kadar güçlü bağları olduğunu kanıtlar.
Ankara, ilk görüşte aşık olunan şehirlerden olmayabilir; o, tanıdıkça sevilen, derinleştikçe bağlanan şehirlerdendir. Düzenli caddeleri, saygılı insan ilişkileri, entelektüel birikimi ve beklenmedik tarihi derinliğiyle ziyaretçisine “kalite” vaat eder. Burası, Türkiye’nin vitrini değil, mutfağıdır; kararların alındığı, sanatın üretildiği ve tarihin korunduğu yerdir. Ankara’yı gezmek, modern Türkiye’nin ruhunu anlamaktır. Ve emin olun, bu şehirden ayrılırken aklınızda kalan “gri” değil, parkların yeşili, bozkırın sarısı ve Anıtkabir’in ışıltısı olacaktır.
