Kıyı Şeritlerinin Vazgeçilmez Gece Atıştırmalığı Midye Dolma Midye Dolma: Deniz kokusunun şehrin egzoz dumanına karıştığı...
Çiğ Köfte
Şanlıurfa Topraklarından Dünyaya Yayılan Acı Efsane Çiğ Köfte
Çiğ Köfte: Dünyanın herhangi bir yerinde, “pişirilmeden yenen et” denildiğinde akla ilk gelenler genellikle Fransızların Tartare’ı veya İtalyanların Carpaccio’sudur. Ancak Anadolu topraklarında, binlerce yıl öncesine dayanan, eti ateşle değil “acı” ve “emek” ile pişiren öyle bir lezzet vardır ki, hem hikayesiyle hem de tadıyla diğer tüm örnekleri geride bırakır. Bu efsane, Şanlıurfa’nın kavurucu sıcağında yoğrulan, tavanın isini değil İsot’un ateşini taşıyan Çiğ Köfte’dir.
Bugün Türkiye’nin her sokağında bir dükkanına rastladığımız, hızlı tüketim alışkanlığımızın bir parçası haline gelen çiğ köfte, aslında ticari bir üründen çok daha fazlasıdır. O, bir sabır testi, bir güç gösterisi ve “Sıra Geceleri”nin birleştirici harcıdır. Peki, ateşin bulunmadığı bir dönemde doğduğu rivayet edilen bu yemek, nasıl oldu da modern dünyanın en popüler atıştırmalıklarından biri haline geldi?
Çiğ Köfte Nemrut’un Ateşinden Doğan Bir Hikaye
Çiğ köftenin doğuşuyla ilgili anlatılan rivayet, en az tadı kadar çarpıcıdır ve kökleri Hz. İbrahim dönemine kadar uzanır. Efsaneye göre, dönemin zalim hükümdarı Nemrut, Hz. İbrahim’i ateşe atmak için yöredeki tüm odunları toplattırır ve büyük bir ateş yaktırır. Halkın evinde yakacak tek bir dal parçası bile kalmamıştır.
O günlerde ava giden bir avcı, avladığı ceylanla eve döner. Hanımı, eti pişirmek için odun bulamaz. Ancak çocukları açtır ve bir çözüm bulmak zorundadır. Çaresiz kalan kadın, ceylan etinin budundan yağsız bir parça çıkarır; bunu taşla döverek kıyma haline getirir. İçine bulgur, biber ve çeşitli otlar katarak saatlerce yoğurur. Eti, baharatın acısıyla ve yoğurmanın ısısıyla harmanlayarak yenilebilir hale getirir. İşte o gün, yokluktan doğan bu mucizevi lezzet, bugün “Çiğ Köfte” olarak bildiğimiz yemeğin atası olur. Bu hikaye, çiğ köftenin sadece bir yemek değil, zorluklara karşı üretilen pratik bir çözüm olduğunu da gösterir.
Ustalığın Sırrı: “Eti Acıyla Pişirmek”
Gerçek bir Şanlıurfa çiğ köftesi (etli olan), dışarıdan bakıldığında basit malzemelerin karışımı gibi görünse de, kimyası oldukça karmaşıktır. Temel malzemeler; yağsız ve sinirsiz kara et (genellikle ceylan veya kuzu, günümüzde dana), özel esmer ince bulgur, sarımsak, soğan, salça ve elbette İsot’tur.
İsotun Büyüsü
Çiğ köftenin ruhunu İsot oluşturur. Şanlıurfa güneşi altında kurutulan, geceleri terletilen ve rengi mora çalan bu özel biber, sadece acı değil, aynı zamanda aromatik ve yağlı bir yapıya sahiptir. Çiğ köftede ateş kullanılmaz; eti pişiren şey İsot’un yakıcı özelliği ve ustanın bilek gücüdür. İsot, etin protein yapısını etkileyerek onun fermente olmasını ve “pişmesini” sağlar.
Tepsiyle Bütünleşen Emek
Çiğ köfte yoğurmak, ciddi bir kondisyon gerektirir. Özel tırtıklı bakır leğenlerde malzemeler, bulgur yumuşayana ve etle tamamen bütünleşene kadar ezilerek yoğrulur. Bu süreçte usta, ter dökerken köfteye de lezzetini verir. Eskiler, “Çiğ köfte yoğuranın teri damlamadan o köfte olmaz” diyerek işin zorluğunu esprili bir dille anlatırlar. Yoğurma işlemi sırasında ara ara buz kullanılması, etin sıcaklıktan bozulmasını engeller ve kıvamı korur. Köfte tavanın dibinden ayrılıp bir macun kıvamına geldiğinde, artık servise hazırdır.
Etsiz Çiğ Köfte Devrimi ve Ticari Yayılım
2000’li yılların başlarında Avrupa Birliği uyum yasaları ve sağlık standartları gereği, dükkanlarda etli çiğ köfte satışı kısıtlanınca, bu lezzet büyük bir evrim geçirdi. Etin yerini ceviz, badem, çeşitli baharatlar ve bulyonlar aldı. “Etsiz Çiğ Köfte” başlarda yadırgansa da, zamanla kendi başına bir sektör haline geldi.
Bugün her köşe başında gördüğümüz zincir markalar, bu kültürü daha ulaşılabilir kıldı. Etsiz versiyonu, daha hafif olması ve uzun süre dayanabilmesi nedeniyle vegan beslenenler için de harika bir alternatif oldu. Ancak gerçek gurmeler için etli çiğ köftenin yeri, Sıra Gecesi’nde, taze taze yoğrulup hemen oracıkta tüketilen halidir. Etli çiğ köfte beklemeye gelmez, yapıldığı an tüketilmelidir.
Sıkım İzleri ve Sunum Ritüeli
Çiğ köftenin şekli de en az tadı kadar karakteristiktir. Avuç içinde sıkılarak şekil verilen o küçük lokmaların üzerinde, ustanın parmak izleri kalır. Bu izler, “bu el yapımıdır, emektir” demenin sessiz bir yoludur.
Servis edilirken yanına mutlaka göbek marul, taze nane, maydanoz, turp ve limon konur. Urfa’da lavaş ekmeği (açık ekmek) ile dürüm yapmak da yaygındır ancak köftenin tadını bastırmaması için ekmek ince olmalıdır. Son yıllarda popülerleşen nar ekşisi, aslında geleneksel tarifte pek yer bulmasa da, modern damak tadında o acılığı dengeleyen harika bir eşlikçi olmuştur. Yanında buz gibi, bol köpüklü bir bakır kupa ayran ise, yanan damakları serinleten tek ilaçtır.
Şanlıurfa’dan çıkıp evrensel bir lezzete dönüşen çiğ köfte, acının tatlıya, emeğin lezzete dönüştüğü bir sanat eseridir. Bir sıkım köfteyi ağzınıza attığınızda hissettiğiniz o ilk yanma hissi, yerini yavaş yavaş baharatların dansına ve eşsiz bir aromaya bırakır. İşte bu haz, insanı tekrar tekrar o acıya davet eden tutkunun kaynağıdır.